Abstract
Sosyal yaşamın merkezinde yer alan dini yapılar Türk-İslam toplumu için bir ibadethane olmanın yanında devletin bağımsızlığının göstergesi, toplumsal eğitiminin gerçekleştirildiği mekânlardır.İslam topraklarına katılan şehirlerde en büyük kilisenin camiye dönüştürülmesi din ve devletin bütünleşmesinin yansımasının yanında fethin sembolüdür.Osmanlıların mahallesinin merkezi olarak kabul ettikleri cami/mescitler idarecinin meşruiyetinin de temelidir.Nitekim bu doğrultuda idareciler veya toplumun ileri gelenleri cami/ibadethane yaptırmayı görev bilmiş, yapılan her ibadethane ile sevap kapısının kapanmayacağına inanmıştır.Çalışmamız, ifade edilen zihin dünyasının yansıdığı Osmanlı Dönemi Canik ve Amasya Sancaklarındaki dini yapıların durumunu incelemektedir.